Efruz Bey

Kitap: Efruz Bey
Yazar: Ömer Seyfettin
Konu: Osmanlı’nın son döneminde yaşayan hayali bir fikir(!) insanı Efruz Bey’in maceralarını anlatıyor.
Benim Notum: (3/5)

Ömer Seyfettin’in gazetelerde yayınlanmış hikayelerinden derlenen Efruz Bey zamanın ruhunu yansıtan bir kitap. Gazete yazısı olmasının da etkisiyle alaycı, abartılı ve keyifli bir üslupla yazılmış. Ömer Seyfettin bu hikâyelerde çoğunlukla 20. yüzyılın başlarında Osmanlı gündemindeki fikri akımlara ve biraz da bu akımların önde giden temsilcilerine sataşıyor. Ömer Seyfettin’in 36 yıllık yaşamında ortaya koyduğu eserlerle Türk edebiyatında önemli bir yer edinmiş bir yazar. Doğrusu Efruz Bey bu bağlamda çok dikkat çekici bir kitap değil. İçindeki öykülerde yer yer ilgi çekici, etkileyici kısımlar olsa da genel itibariyle zayıf bir eser. Belki dönemin çalkantılı fikri yaşamına biraz daha aşina olsam daha keyifli gelebilirdi ama değinilen kişi ve konular bugün için pek bir şey ifade etmiyor.

Kitaptan ilgimi çeken bazı bölümleri aşağıya alıntılıyorum:

Continue reading

Fransız Teğmenin Kadını

Kitap: Fransız Teğmenin Kadını
Yazar: John Fowles
Konu: 19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen, ahlak, etik, var oluş, toplum gibi konulara farklı bir anlatıyla eleştirel bir bakışın sunulduğu bir aşk romanı.
Benim Notum: (4/5)

İngiliz yazar John Fowles’ın en bilinen kitaplarından olan Fransız Teğmenin Kadını 19. yüzyılda yaşayan Sarah ve Charles’ın hikâyesini anlatıyor. Fowles özgüveni yüksek ve cesur bir yazar. Klasik roman anlatısıyla oynuyor, araya girerek kurguyu değiştiriyor, karakterlerle, romanın geçtiği çağla, anlattığı olayla, din ve bilimle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yönüyle çok ilginç ve keyifli bir kitap. Kitabın geçtiği tarihi döneme ve coğrafyaya çok hakim olduğu belli olan yazar bu açıdan okuru doyuruyor. Aralara serpiştirdiği bolca fikri tartışmaya rağmen okuru sıkmadan hikâyeyi sürüklemeyi başarıyor. Tüm bunlar kitabı çok başarılı kılıyor.

Kitabın benim için iki talihsiz yönü var (ki bu konuda çok da yalnız olduğumu düşünmüyorum) birisi kitabın fanatik taraftarları diğeri kitabın ağırlığını verdiği hususlar. Fransız Teğmenin Kadını seveni çok olan bir roman. Bunda bir sorun yok elbette. Ancak kitabı sevenler kitabı muhteşem, harikulade, enfes buluyorlar. Bu kadar övgü dolu bir kitap olunca ister istemez beklenti büyüyor. Mükemmel olmasını beklediğiniz bir kitabın “iyi” çıkması, sizin için kitabı kötü yapıyor. Bu kitabın suçu mu? Bilmiyorum ama durum bu. Diğer husus da kitabın bütün hazinesini inşa ettiği Viktorya dönemi İngiltere kültürünün benim (ve benim gibi birçok kişi) için pek bir şey ifade etmiyor olması. Yapılan eleştiriler, gömüp çıkarmalar, sağa sola fırlatılan taşlar, yazarın yaşadığı çağla kıyaslamalar (kitapla arasında yüzyıl, bizimle elli yıl var), alıntı yapılan dönem şairleri “çok hoştur ama bana ne“. Sözcüklerle yapılan gösteriyi anlıyorsunuz ama iyi duvar ören bir inşaat ustası ne kadar ilginizi çekiyorsa o da o kadar ilginizi çekiyor. Mesela bir Dostoyevski romanında dönemle ilgili bir sürü ayrıntı vardır ama bunlar sizi sıkmaz çünkü kitap kendini bunlara yaslamamıştır, karakterlere yaslamıştır. Elbette bu kitapta da karakterlerin ayrıntılı analizi yapılıyor ama kitabın gücü orada değil.

Kitaptaki karakterler sıradan ve sıkıcı. Oturup yarım saat sohbet edeceğiniz tipler değil. Aşk hikâyesi epik sayılmaz. Ne Charles’ın ne de Sarah’nın yaptıkları gerçekçi gelmiyor. Yazarın karakterleri derinlemesine anlatması, ne zaman ne yapacakları üzerine fazlaca kafa yorması da maalesef bu konuda yardımcı olmuyor.

Sonuç olarak Fransız Teğmenin Kadını güzel bir kitap ama beklentinizi fazla tutarsanız hayal kırıklığına uğrarsınız. Roman olarak ortalama bir roman ancak yazarın tarzı, okurla kurduğu sıra dışı ilişki takdiri hak ediyor. Özellikle karakterlerin davranışlarını okurla birlikte tartışması gerçekten keyifli. Bu nedenle kitaba dört yıldız veriyorum.

Doğu Notları

Kitap: Doğu Notları
Yazar: Selim Han Yeniacun
Konu: Ortadoğu, Uzak Asya ve Türk Dış Politikasına Dair Notlar
Benim Notum: (4/5)

Selim Han Yeniacun tanışıp sohbet etme fırsatı bulduğum çok değerli ve genç bir araştırmacı. Doğu Notları, Yeniacun tarafından daha önce çeşitli mecralarda yayımlanmış makalelerin derlendiği bir kitap. Ortadoğu ve özellikle de İsrail siyasetine yönelik birçok değerlendirmenin yer aldığı yazılar hayli bilgilendirici. Kitabı okuduktan sonra İsrail’in yaptıklarıyla sürekli gündemimizde olmasına rağmen iç dinamiklerini pek de bilmediğimizi fark ettim. Son dönemde neredeyse her altı ayda bir seçime gitmiş olmaları, irili ufaklı birçok partinin yer aldığı bölünmüş politik atmosfer, global siyasetteki farklı aktörlerle yürütmeye çalıştıkları ikircikli ilişkiler, koşulsuz desteğini aldığını zannettiğimiz ABD’nin o kadar da koşulsuz desteklemiyor olması, İsrailli Arapların ülke siyasetine bir aktör olarak etkileri gibi konular benim için ufuk açıcı oldu. Kuranı Kerim’de Haşr Suresi 14. ayette geçen  “Sen onları birlik içinde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır.” ifadesinin hakkını verircesine dağınık bir Yahudi siyasi arenası olduğunu görmek insanı düşüncelere sevk ediyor.

Öte yandan kitabın başlarında yer alan ve gazetelerde yayımlanmış köşe yazılarının -doğal olarak- daha yüzeysel olduğu görülüyor. 2016 sonrası özellikle güvenlik odaklı Türk dış politikasını destekleyen yazılar, kitabın ikinci bölümündeki stratejik analizlerle kıyaslandığında biraz siyasi propaganda hüviyetinde kalıyor. Elbette yazarın açıkça ortaya koyduğu siyasi bir duruşu olduğu düşünüldüğünde bu anlaşılır bir durum. Yine de sahip olduğu bilgi birikimiyle odaklandığı alanlarda yazdığı yazıların çok daha keyifli olduğunu söylemem gerekir. Allah ömür verirse ilerleyen yıllarda çok güzel eserler bırakacağını tahmin ettiğim Selim Han Yeniacun’u takip etmeye devam edeceğim.

Kürk Mantolu Madonna

Kitap: Kürk Mantolu Madonna
Yazar: Sabahattin Ali
Konu: Bir imkânsız aşk öyküsü
Benim Notum:   (4/5)


Sabahattin Ali’nin en bilinen eserlerinden Kürk Mantolu Madonna Türk edebiyatının klasikleri arasında sayılan önemli bir kitap. Kitap aslında iç içe iki öyküden oluşuyor. Kürk Mantolu Madonna öyküsü elbette asıl öyküyü oluşturuyor ancak onunla ilişkili olan başlangıçtaki öykü de esasen kendi başına bir öykü. Doğrusu ben Kürk Mantolu Madonna öyküsündense Rasim’in gözünden anlatılan öyküyü daha çok beğendim. Onun sıradan ama gerçekçi hikayesi beni daha çok sardı. Kürk Mantolu Madonna masalsı, irrasyonel bir öykü, bunu bilmeme rağmen öyküye çok kaptıramadım kendimi. Parça parça tahlil edildiğinde etkileyici olsa da bir bütün olarak bakıldığında kadın ve erkek arasındaki ilişki dağınık geldi. Ayrıca Rasim’in dilinden anlatılan öyküyle Raif efendinin dilinden anlatılan Kürk Mantolu Madonna’nın dil kullanımı açısından pek farklı olmaması da beni rahatsız etti. Öte yandan bu eleştiriler kitabın kötü olduğu anlamına gelmesin. Bazı tespitler hem edebi açıdan hem de fikir olarak hayli etkileyici. Hoşuma giden bölümleri aşağıda alıntıladım. Bu bölümlerden bazıları kendi başına tartışmaya üzerinde konuşmaya değer. Onu bir başka yazıya ya da ortama bırakalım.


Continue reading

Geliştiren Anne-Baba

Kitap: Geliştiren Anne-Baba
Yazar: Doğan Cüceloğlu
Konu: Çocukları sahip oldukları potansiyelleri ortaya çıkaracak şekilde yetiştirebilmek için anne ve babaların bakış açıları nasıl olmalı?
Benim Notum:  4_star (5/5)


Çocuk yetiştirme konusunda anne ve babaların sahip oldukları kesin yargılar beni hayli şaşırtıyor. Çağımızın özgüveni yüksek ebeveynleri karşılaşılan her durumda çocuklara nasıl davranılacağı konusunda o kadar kendinden eminler ki bazen başkalarının çocuklarına müdahil olmaktan da çekinmiyorlar. İşin garibi bu muhteşem ailelerin fikirleri diğer muhteşem ailelerle de çelişebiliyor. Bu kadar çok saçmalığın havada uçuştuğu bir zamanda insan en azından ne konuştuğunu bilen birini dinlemek istiyor.

Her çocuk özeldir ama aynı zamanda her çocuk bir insandır. Çocuk yetiştirmede mutlak doğru yoktur fakat yer yüzünde yaşayan ve yaşamış olan milyarlarca çocuğu dikkate aldığımızda çocukların nasıl yetiştirileceği konusunda kayda değer bir enformasyonun olduğunu da kabul etmek gerek. Bize düşen bu enformasyondan doğru bilgiyi çıkarmaya çalışmak. Bazı ailelerin çocuk yetiştirmedeki ana akım yaklaşımları bir kenara bırakıp, tamamen sıra dışı yöntemler deniyor olması beni ürkütüyor. Elbette çocuk yetiştirme yaklaşımını sorgulamak önemli ama fazla deneysel bir yaklaşım bir insanın hayatını mahvedebiliyor ki bunun örnekleri çok.

Doğan Cüceloğlu bu alandaki önemli “uzman”lardan birisi. Geliştiren Anne-Baba kitabında makul ve akla yatkın bir bakış açısı sunuyor. Dediğim gibi mutlak doğru yoktur ve kitapta bahsedilenleri de bilimsel bir gerçek gibi düşünmemek gerekir. Yine de kitapta bahsedilenleri birebir uygulamaya çalışsanız bile çocuk yetiştirmede çok faydalı olacağını söyleyebiliriz. Benim açımdan çok sıra dışı bir bilgiyle karşılaşmadım ama daha önce karşılaştığım ve doğru olduğuna inandığım bazı kavramları hatırlamak, ne kadar önemli olduğuna kafa yormak ve tekrardan uygulamaya çalışmak açısından hayli faydalı bir kitap oldu. Kitapta yazılanları çocuklarıma uyguladığımda açıkça hissedilir olumlu gelişmeler gözlemleyebildim. Tabi zaman içinde insan öğrendiklerini unutabiliyor ama kitabın 178 sayfa olduğunu düşünecek olursak ara ara tekrar okumak ya da hızlıca göz atmak mümkün.

Kitaptan ilgimi çeken bazı noktaları paylaşmak istiyorum.

Continue reading

Beş Şehir

bes sehir
Kitap: Beş Şehir
Yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar
Konu: Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirleri özelinde hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.
Benim Notum:  4_star (4/5)

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir kitabı Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul üzerine yazarın anılarının, gözlemlerinin ve düşüncelerinin yer aldığı özel bir kitap. Her bir şehir için yazılanlar kitaptan önce çeşitli dergilerde yayımlanmış, bu yazıların derlenmesiyle oluşturulan kitap sonraki yıllarda yazar tarafından tekrar elden geçirilmiş. Ahmet Hamdi Tanpınar Türkçe’yi çok iyi kullanan, seçtiği sözcüklerle duygularını okura hissettirebilen bir yazar. Kitap şehirlerden bahsederken tarihi geçmişine, mimarisine, toplumsal yapısına değinerek sistematik olmayan öznel bir inceleme yapıyor.

Continue reading

Innovators Dilemma

Book: Innovators Dilemma
Writer:  Clayton M. Christensen
Subject: The book investigates why great companies fails to adapt disruptive technologies.
My Rating:  4_star (4/5)

Very good book, reviews the subject objectively. Must read for managers. One thing I didn’t like is writer mostly focused on production industries. The ides are questionable when you apply to service or software industries. Lets look at important concepts of book:

Continue reading

Dijital Girişimcilik 101

Kitap: Dijital Girişimcilik 101
Yazar: Serkan Ünsal
Konu: Türkiye’de teknoloji girişimi yapmak için mutlaka bilmek gereken temel hususlar.
Benim Notum:  4_star (4/5)

Türkiye’de yapılacak bir teknoloji girişimi için giriş niteliğinde bir kitap. Genel kavramları anlatıyor ve endüstrinin genel görünümünü gösteriyor. Tecrübeli girişimciler için sıra dışı pek bir şey sunmamakla birlikte basit ve öz yapısıyla kolay okunuyor. Dolayısıyla bir göz atmakta fayda var.

dijital-girisimcilik-101
Kitaptan aldığım bazı notlar ve okuma esnasında aklıma gelen bir kaç fikir:

Continue reading

Papillon

Kitap: Papillon
Yazar:Henri Charrière
Konu:Yazarın biraz gerçek biraz kurgu hapisten kaçış öyküsü
Benim Notum: 3_star(3/5)


 

Bu kitaptan bende iki kopya var ve ikisi de 1970’lerde basılmış eski kitaplar. İlginç olansa ben bunların nasıl olup da benim kütüphaneme geldiğini bilmiyorum. Öğrencilik yıllarında, taşınma sırasında sahipsiz olan kitapları evlat edinmekle ilgili olabilir diye düşünüyorum. Her neyse, bu evlatlık kitaplar yıllardır kitaplıkta durmakta, okunmayı beklemekteydi. Bir fırsatını bulup bayram tatilinde kitabı okudum.

Otobiyografik bir roman olarak ortaya çıkan kelebek, inanılmaz denilebilecek bir serüveni edebi olmayan sıradan bir dil ile anlatıyor. Sürükleyici ve keyifli bir kitap. Ancak, biraz araştırınca kitabın gerçekten çok kurgu olduğunu görebiliyorsunuz. Bir roman olduğu için çok fazla çıkaracak ders yoktur ancak dikkatimi çeken bir kaç hususu belirtmek istiyorum.

 kelebek-kitap
Kişi kafasına bir şeyi koyup, onu takıntı haline getirdiğinde eninde sonunda ona ulaşıyor. Ancak bunun bir bedeli oluyor. Çoğu zaman da bu bedel çok ağır oluyor. Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiyor. Eğer değecek bir durumsa arkasında durulabilir.
İkinci husus ise, dürüst bir şekilde durumunu söylemenin insanlar üzerinde pozitif bir etki bıraktığı. Belki dürüstlük ulaşmak istediğin hedefe ulaşmanı zorlaştırabilir, ama bir hayat pratiği olarak kesinlikle faydalıdır. Kişinin kendisine olan saygısını korumasını sağlıyor. Kitapta bu hususla ilgili en çok hoşuma giden şey, kelebek adıyla bilinen ana karakterin, diğer mahkumları da ilgilindiren bir olayla karşılaştığında diğer kişilere olayları aynen hiç değiştirmeden aktarıyor olması. Yine bununla ilişkili olarak, pozisyonunu açık ve net bir şekilde ifade ediyor, ne yapacağını ve ne yapmayacağını söylüyor ve daha sonra bu sözüne sadık kalıyor. Benim sözüne sadık kalma ya da dürüst olma ile ilgili bir problemim yok. Ancak net olma konusunda yeterince başarılı olduğumu düşünmüyorum. Bundan sonraki süreçte, ilişkilerimi çok daha net hale getirme gayretindeyim.

Outliers

Kitap: Outliers
Yazar: Malcolm Gladwell
Konu: Başarılı insanların başarılı olmasında gözden kaçan bazı etkenler olabilir mi? sorusunu cevaplamaya çalışıyor.
Benim Notum: 3_star(3/5)

Kitabın bölümleriyle ilgili yorumlarımı ayrıntılı olarak paylaştım. Kitap genel olarak hoş olmakla birlikte, biraz zorlama olmuş ve bence medya tarafından fazlaca abartılmış. Ben bu kitabı okuduktan sonra yazarın başka bir kitabını okuma isteği duymadım.outliers-cizginin-disindakiler

Giriş
Amerika’da İtalya’dan aynı köyden göçerek kırsal bir kesime yerleşmiş bir topluluk bulunuyor. Bu toplulukta kalp krizi, kanser gibi toplumda yaygın olan hastalıklar ciddi oranda düşük seyrediyor. Bunun sebebini araştıran araştırmacılar, topluluğun sosyal anlamda çok aktif olduğu, birbirine çok yardım ettiği, küçük bir köyde 30-40 tane sivil toplum kuruluşunun bulunduğunu, zenginin fakire yardım ettiğini görüyorlar. Bu da insanların sağlıklı olmasına sebebiyet veriyor.

Yorum: Ben buradan 2 şey çıkarıyorum. Birincisi insan sosyal bir varlık. Her ne olursa olsun, etrafındaki insanlarla iletişim halinde olmalı ve bu iletişim güzel bir iletişim olmalı. Yalnızlığa iten bütün güncel eğilimlere rağmen, kendisine sağlıklı bir çevre kurmalı. İkincisi de psikolojinin insan bedenine ne kadar etki ettiği. Eğer psikolojik olarak sağlam insanlar çok daha sağlıklı oluyorsa, moral ve motivasyonu yüksek tutmalı, hayata pozitif bakmalı.

Birinci Bölüm

Başarılı insanlar bizim düşündüğümüz sebeplerle başarılı olmuyor olabilirler mesela Kanada buz hokeyi takımı oyuncularına baktığımız zaman birçoğunun ocak şubat ve mart aylarında doğduğunu görüyoruz. Takım seçimleri çoğunlukla ocak ayında yapılıyor dolayısıyla ocak ayında doğmuş olan çocuklar sonraki aylarda doğmuş olan çocuklardan fiziksel olarak daha büyük olduğu için ciddi bir avantaj elde ediyorlar. Küçük yaşlarda büyük olmak ciddi bir avantaj sonra bu avantajı üst üste eklenerek en nihayetinde bu çocukların başarılı olmasına sebebiyet veriyor,

İkinci Bölüm
10 Bin Saat Kuralı. Başarılı olan kişiler bu alanlarda yaklaşık 10.000 saat pratik yapmışlardır. Başarılı olmak istiyorsan çok fazla pratik yapmalısın. Mozarttan Bill Gates’e kadar bu böyledir.
Üçüncü ve Dördüncü Bölüm

1920 lerde dahi çocuklara kafayı takmış bir adam var bu adam tüm Amerika’nın bütün neredeyse okulları okulları geziyor uygulayarak dahi olan çocukları seçiyor. Sonra bunları takip ediyor, bunların Amerika’nın geleceğini şekillendirecek inandığı için bunları kolluyor başarılı olması için çaba sarf ediyor ama maalesef bu çocuklar çoğunlukla sıradan insanlar oluyorlar. Aralarında bazıları öne çıkıyor ama bunlar azınlıkta kalıyor. Buradaki kritik nokta, zekanın bir yerden sonra çok fazla işe yaramıyor olması. Daha doğrusu analitik zekanın bir noktadan sonra çok işe yaramıyor oluşu. İnsanları analitik zekaları açısında düşük, orta ve yüksek zekalı diye 3 gruba ayırabiliriz. Eğer kişi yüksek zekalı grubuna giriyorsa, zekasının çok çok yüksek olmasının günlük hayatında pek bir etkisi olmuyor. Burada pratik zeka devreye giriyor. Bu da kesinlikle öğrenilen bir şey. Bunun için de aile çok önemli. Kişi ailesinden hayattaki engelleri aşmak için yapması gereken pratik hareketleri öğrendiyse bu onu diğerlerinin çok önüne taşıyor. Bununla ilgili bir çok istatistiki bilgi kitapta mevcut. Mesela nobel kazanlara baktığımızda çok iyi üniversiteler bulunmakla beraber, iyi sayılabilecek üniversitelerden de bir çok nobel var.

 
Beşinci Bölüm
İnsanların başarılarında, kendi gayretinin yanı sıra, doğduğu zaman, yer, ailesi, ırkı, babasının mesleği gibi bir çok unsur önem kazanır. Bunlar birarada çalışarak kişiyi başarıya taşır.
Yorum: Aslında tüm kitap bu argüman üzerine bina edilmiş durumda. Ancak ben buna pek katılmıyorum. Başarılı olan insanların hepsine baktığınızda bu şans faktörlerinin birden fazla kez devreye girdiğini görürsünüz. Ancak, aynı şans faktörlerinin sunulduğu başka kişiler başarılı olamamışlardır.
Altıncı Bölüm
İnsanların kültürel mirası, yüzyıllar geçse de unutulmaz. Senin sahip olduğun bir takım özellikler aslında yüzyıllar öncesinden kalmış olabilir.
Yedinci Bölüm
Amerikalıların ve Kore gibi diğer milletlerin kültürlerinde barındırdıkları güç ilişkisi endeksi arasındaki farklılık, farklı meslek ve alanlarda farklı sonuçlar doğmasına sebebiyet veriyor. Mesela pilotlar birbirine karşı net ve uyarıcı olmadığı için uçak kazaları olabiliyor.
Sekizinci Bölüm
Çinliler, prinç ektikleri için çok çalışmaya değer veriyorlar. Atasözleri çok çalışmayı yüceltiyor. Karışık hesaplar yapıyorlar. Dilleri matematiksel. Tüm bunlar bir araya gelince, Çinlilerin matematikte neden batı toplumlarından daha yüksek skor aldıkları ortaya çıkıyor. Ayrıca yine uluslararası yapılan bir matematik olimpiyatı öncesinde, katılımcılara 120 soruluk çok ayrıntılı bir anket yapılıyor. Aileleri, gelir düzeyleri vs. ile ilgili çok ayrıntılı ve sıkıcı bir anket. Sonrasında bu ankette ne kadar çok soruyu cevapladıysan, matematik sınavında da o kadar başarılı olduğun ortaya çıkıyor. Hatta bu bir korelasyon bile değil, birebir örtüşüyor. Sonuna kadar dolduran çocuklar, matematiğe de çok çalışmış oluyorlar ve dolayısıyla sınavdan da başarılı oluyorlar.
 
Dokuzuncu Bölüm
KIPP adlı yeni nesil Amerikan devlet okullarını anlatan bu bölümde özetle, çocukların başarılı olmak için daha fazla süre okulda kalmaları gerektiği anlatılıyor. Aslında problem okulda verilen eğitim değil, zengin ailelerin çocuklarının okul dışında da ve yazın da eğitim alıyor olması. Eğer sizin de çocuğunuz bu şekilde çok yoğun çalışırsa o da başarılı oluyor. Ama tabi bunun karşılığında çocukluğundan büyük ölçüde vazgeçiyor.
Sonuç
Esasen kitap, başarı denilen şeyin mucizeden daha çok, senin dışındaki bir takım faktörlere bağlı olduğunu bundan sonra da çalışmaya bağlı olduğunu iddia ediyor. Belli açılardan doğru ancak bence, kişi dışındaki faktörleri fazla gündeme almış. Elbette kişinin bulunduğu dönem, yer, ırk, aile gibi özelliklerinin birbiriyle ve kişiyle ilişkisi son derece önemlidir ancak, bir noktada eldekini kullanarak kişinin bir şeyler üretmesi gerekiyor. Mücadeleyi bırakmaması gerekiyor. Yaşadığı dünyayı anlaması, anlamlandırması, çözmesi ve ona göre hareket etmesi gerekiyor. Aksi takdirde kaderci bir durumla karşı karşıya kalır. Dolayısıyla, kitapta geçen Çinli atasözü son derece önemi, eğer yılın 300 günü güneş doğmadan işine gidersen, zengin olursun. Bu iş böyledir. Çok çalışana Allah verir.