Girişimcilik ve Amerika

Dün Doğacan ve Enis’in Amerika’ya gitmesi sebebiyle bir akşam yemeğine katıldık. Yaklaşık 15 kişilik bir arkadaş grubunun bulunduğu yemek her zamanki gibi bol muhabbetli ve eğlenceli geçti. Ben daha çok girişimcilik konusunda yaptığımız konuşmalardan bahsetmek istiyorum.

Cüneyt’in de yakın bir zamanda Amerika’ya gidecek olması son derece sevindirici bir haber. Benzer girişimci özelliklere sahip olduğumuzu düşündüğüm Cüneyt’in yaşayacağı tecrübeleri önemsiyorum. Sohbet sırasında özellikle startup mekanizmasının son derece etkin işlediği Amerika’da işlerin nasıl döndüğünü anlama açısından böyle bir iş değişikliğinin ne kadar önemli olduğunu konuştuk. Sonuçta Türkiye’de tüm girişimleri kapsamakla birlikte özellikle internet girişimleri oldukça az sayıda ve başarılı olan örnekler pek tekrarlanabilir değil. Çünkü başarılı oluş şekilleri çok kendilerine has. Biraz şans, biraz kişi faktörü ve biraz da çok çalışmayla ilgili. Ancak bu formül yeni girişimcilere pek bir şey ifade etmeyecek kadar genel bir formül. Öte yandan, Amerika’da işler daha yeniden üretilebilir ilerliyor, ya da buradan öyle görünüyor. Yeni bir girişimin nasıl ilerlemesi gerektiği son derece belirli. Olay adeta bir fabrikasyona dönmüş durumda. Bu Amerika’da işlerin daha kolay olduğu anlamına gelmiyor ama daha sistematik yürüdüğü kesin. Üstelik başarılı örnekleri inceleyip süreci çözmek nispeten daha kolay gibi. Ben bizim gibi enerji dolu kişilerin sistemi çözmeleri durumunda Amerika’da ve hatta Türkiye’de çok başarılı olacaklarına inanıyorum.

Gelelim girişimcilik konusuna. Bu başlık etrafında bir çok muhabbet döndü ama akılda kalan bir kaç maddeden bahsetmek gerekirse, özellikle The Social Network filmi ile de ilgili olarak, benim vurgulamak istediğim, ortaya bir şeyler koymak. Sonuçta Zuckerberg fazla uyanık, şanslı vs. olabilir ama en önemlisi ortaya bir şeyler koyması. Adam filmde de gösterildiği gibi tek gecede oturup bir uygulama yapıyor ve bu uygulama sayesinde sabaha kadar üniversite networkünü çökertiyor. İşin magazin tarafı bir yana, asıl önemli olan çok detaylı olmasa bile tümüyle çalışan bir uygulamayı bitirip insanların kullanımına açabilmesi. Benzer durum Facebook, ya da o zamanki adıyla TheFaceBook konusunda da geçerli. Adam öyle ya da böyle, belli başlı bazı özelliklerle uygulamayı kırk gün gibi bir sürede bitirip insanların kullanımına açıyor. Ve tabiki orada bırakmıyor. Konuya eğilmeye devam ediyor. Benim şahsi olarak zaman zaman yaşadığım ve etrafımda fazlasıyla gördüğüm temel sorun yarım kalmış projeler(kısaca YKP diyelim). YKP adeta bir karadelik gibi hayatımızdan zaman ve parayı yemekle kalmıyor, en gaz dönemdeki yüksek motivasyonumuzu çekip alıyor ve karşılığında bize hiçbir şeyi vermiyor. Üstelik YKP’ler öylesine tekrar edici ki, belli bir süreden sonra kronik birer hastalık haline gelip, hayatı bir YKP zincirine çevirebiliyor. Dolayısıyla bir projeye ya hiç başlamamalı ya da yarım bırakmamalı. Bu sebeple sevgili Cüneyt’i biraz da mecbur bırakmak adına, şu an üzerine çalıştığı son derece gizli hapşuruk uygulamasını bitirmeye davet ediyorum. Bu gizli projeyi ilk defa burada halka duyurduğum için umarım bana kızmaz ama bu onu bu projeyi bitirmeye mecbur edecektir. Cüneyt projeyi açıkladım artık bitirmeye mecbursun, bu yazıyı okuyan on binlerce kişi artık bu uygulamayı bekliyor.

Not: Yemeğe katılan hemen herkeste 2 megapixel ve üstü akıllı telefonlar olmasına rağmen, yemeğe ait hiçbir fotoğrafın (benim bildiğim) çekilmemiş olması size de manidar gelmiyor mu 🙂