Dikiz Aynası

Magirus dolmuş durağa yanaştı. Şoför başını oynatmadan, dikiz aynasından dolmuşu süzerek seslendi, “Boşluğa doğru ilerleyelim!”. Muammer pek umursamadı. Koltuklara doğru biraz daha yaklaşmakla yetindi. Böylece yeni binenler arkasından geçip boşluğa doğru ilerledi. Muammer dolmuşta ayakta durmayı sevmiyordu.

… bugün dolmuşa bindim …

Yeni binenlerden biri parayı Muammer’e doğru uzattı ve ekledi, “Şurdan bir kişi verir misiniz?”. Ayakta durmayı sevmiyordu çünkü boynunu bükmesi gerekiyordu. Zaten sıska bir tipti. Böyle daha kötü görünüyordu. Parayı öndekine doğru uzatırken 100 liralık banknot olduğunu farketti.

… biri 100 milyon uzattı …

Gayri ihtiyari olarak, kim bu densiz dercesine başını parayı uzatana çevirdi. Yirmili yaşlarda genç bir kadın. Muammer’in ona ne için baktığını anlayıp en sempatik haliyle bozuk yok anlamına gelen bir hareket yaptı. Muammer kadının bu şirin haline gülümsemeden edemedi.

… kadının biri 100 milyon uzattı …

Muammer parayı şoföre doğru yolladı. Şoför parayı alınca, yine başını oynatmadan dikiz aynasından tüm dolmuşa ters bir bakış attı. Bu sessiz fırçanın ardından cebinden çıkardığı kâğıt para zulasından parayı bozdu ve böylece kriz çözüldü. Muammer paranın üzerini uzattıktan sonra dolmuşun sarsılmasından da faydalanarak hafif açıyla kadına doğru döndü. Kadın bariz şekilde dolmuşa yakışmıyordu. Giyimiyle kuşamıyla bunu açıkça belli ediyordu. Fakat yüzünde herhangi bir memnuniyetsizlik ifadesi yoktu. Daha doğrusu bir ifade yoktu. Muammer’in bu yüzeysel incelemelerini şoför yine başını çevirmeden dikiz aynası kanalıyla böldü. “Bir yardımcı olalım, ışığı geçene kadar çökelim.” Ayaktaki herkes çöktü. Yaşlısı genci, fakiri zengini herkes çöktü. Şoföre yardımcı oluyorlardı. Yardımsever insanlardı. Kadın da çöktü. En son Muammer çöktü. Bazı insanlar geç çöker. Muammer çömelmiş vaziyette kadınla yan yana ilerlerken ona karşı bir yakınlık hissetti. Tüm bu şatafatına ve güzelliğine rağmen o da Muammer’in yanına çökmüştü.

… güzel bir kadın çöktü …

Işığı geçtiler, şoför kalkınız komutunu verdi -dikizden. “Pazara kadar inecek var mı?” diye sordu ardından. Arkalardan cılız bir ses yükseldi, “Var!”. Şoför duymamazlıktan gelerek tekrar sordu, “Yolda kaza olmuş, trafik çok sıkışık, pazara kadar inecek yoksa kestirmeden gideceğim,”. Arkadaki cılız ses kendince biraz daha güçlü bir şekilde “Var!” dedi. Ancak şoförün ustaca yaptığı vites değiştirme manevrası sayesinde bu ses Magirus’un motor gürültüsüyle eridi. Şoförün hâla sesi duymadığını iddia etme hakkı vardı. Muammer artık müdahale etme zamanın geldiğini anladı. “VAR!” diye kükredi. Muammer’le şoför dikiz aynası üzerinden göz göze geldiler. Dolmuşçunun arabesk bir suratı vardı. Kafa Orhan Gencebay’dan, gözler ve burun Müslüm Gürses’den, bıyıklar İbrahim Tatlıses’den, ses ise Ferdi Tayfur’dan alıntıydı. Çok arabesk dinlemekten mi bu hale gelmişti yoksa bu halde olduğu için mi arabesk dinliyordu bilinmez. Şoför, son anda kestirmeye girmekten vazgeçtim hareketi yaparak dolmuşu güzergâhına soktu. Muammer tekrar kadına döndü. Dolmuşçunun suratından kadının yüzüne geçince çocukken prize çatal soktuğu günleri hatırladı. O zaman da böyle çarpılmıştı.

… çok güzel bir kadın çöktü …

Dolmuş yüz metre gitmemişti ki, az önceki cılız sesin sahibi kadın, “İnecek var!” dedi ve indi. Tüm dolmuş şoke olmuştu. Sadece bu kadar mesafe için dolmuşu böylesi bir trafiğin içine sokmuştu. Neyse ki kız dolmuştan indi ve “dolmuş baskısı”ndan kurtuldu. Ancak tanrılar kurban istiyordu. Dolmuşun reisi olan şoför ise çoktan Muammer’i seçmişti. Cılız sesli kadından boşalan yere güzel kadın oturmaya yeltendi. Ancak koltuğun dolu olan kısmında bulunan lise çağlarındaki çocuk, kadın ve Muammer’i sevgili sanarak ikisine birden yer verdi. Muammer az kalsın sevinçten kafasını tavana vuracaktı. Kadın olup bitenden habersiz bir şekilde koltuğa oturdu, yanına da Muammer. Koltuğa oturmasıyla yoğun trafikten ancak kımıl kımıl hareket edebilen dolmuşun şoförüyle göz göze gelmesi bir oldu. Dikiz aynası öyle bir alet ki görmek istediğiniz herkesi görebiliyorsunuz. Malesef bazen görmek istemedikleriniz de sizi görebiliyor. Dikiz aynasının bir tarafında arabesk suratıyla şoför diğer tarafında inanılmaz güzellikteki yüzüyle yanında oturan kadın duruyordu. Şoförün grotesk suratından kadının yüzüne geçiş yaptıkça yüz daha da güzelleşiyordu.

… inanılmaz güzellikte bir kadın yanıma oturdu …

Şoför trafikte sağdan girip soldan çıkarak kutu şeklindeki dolmuşu insan üstü bir gayretle ilerletiyordu. Sık sık kornaya basıyor, her boşluğa dolmuşun burnunu sokuyor, resmen dişiyle tırnağıyla makineyi taşıyordu. Omuzlarındaki dert yükünü biraz olsun hafifletsin diye müziğin sesini açtı. “… sonn defaa şöylee bir yüzümee baktınnn …” Bir de sigara yaktı. Tüm bu kargaşa içerisinde fırsat buldukça aynadan Muammer’i kesiyor, adeta hepsi senin suçun diyerek dumanını üflüyordu. Muammer’se dolmuş baskısını liseli çocuğun yaptığı jestle çoktan üzerinden atmıştı. Demek ki kadınla kendini birbirlerine yakıştırıyorlardı. Tamam belki biraz sıskaydı ama en nihayetinde yakışıklı adamdı. Üstelik koltuğa oturunca daha da iyi görünüyordu. Şoförün parazit yapıp araya kafa uzatmalarına rağmen dikiz aynasından sürekli yanında oturan kadını izliyordu. Gerçekten de çok güzel bir kadındı. Ayna üzerinden kadının gözlerine baktı. Artık bir geçmişleri vardı. Beraber para uzatmışlar, beraber çökmüşler ve şimdi de beraber oturuyorlardı. Yanyanaydılar. Aralarında bariz bir sıcaklık vardı. Bir anda dolmuş koltuğunu teleferik koltuğu olarak hayal etti. Teleferikte müthiş manzara eşliğinde yanyana gidiyorlardı. Kadın ne kadar da mutluydu. Dünya saadeti böyle olurdu. Son nokta buydu. Muammer’in hülyalı ve nemli bakışlarını kendi üzerine alınan şoför, ölü balık bakışıyla karşılık verince Muammer titredi ve kendine geldi. Şoförün tarla sürer gibi dolmuş sürmesiyle trafikten kurtulmuşlardı. Artık pazara doğru dolu dizgin ilerliyorlardı.

… çıplak gözle görebileceğin en güzel kız yanıma oturdu …

Dikiz aynası dış bükeydir. İnsanı da eğip büker. Şoför biraz da ondan yamuk görünüyordu. Aynaya yakın olduğu için kafası, bıyıklı bir ampülü andırıyordu. Muammer hapşurdu. Daha çok haykırdı. Tüm yolcular yerinden zıpladı. Şoför bile “Allah!” diyerek irkildi ve refleks olarak direksiyonu hafifçe sağa sola oynattı. Dolmuş yalpalayarak savruldu. Yine şoförün insan üstü gayretleriyle kendini toparladı. Muammer bir hapşurukla dört tonluk dolmuşu sarsmıştı. Böylesi bir ölüm tehlikesini atlattıktan sonra kadın “Çok yaşa!” dedi. Muammer elinde hissettiği partikülleri saklamaya çalışarak “Sen de gör,” diye cevap verdi. Bazı anlar hayatta bir defa olur. Bu da onlardan birisiydi. Muammer’in hayatındaki en faydalı hapşuruk buydu. Elbette elindeki jöle kıvamındaki organik madde gibi bazı yan etkileri olmuştu ama kadınla artık “senli benli” olmuşlardı. Siz biz kalmamıştı aralarında. Bu her şeyden önemliydi. Artık bazı şeyler aşılmıştı. Ortak bir geçmişleri olduğu fikri iyice pekişmişti. Dikiz aynası tümsek aynadır. Bu aynada herkes çirkin görünür. Ama Muammer’in yanında oturan kadın dikiz aynasında bile güzel görünüyordu. Hem de öyle böyle güzel değil.

… dünyanın en güzel kadını bana çok yaşa dedi …

Bu saatten sonra Muammer ölmezdi. O çok yaşayacaktı. Gerçekten de çok yaşadı. Hayat çok garipti. Ne zaman ne olacağı hiç belli olmaz. Askerden yeni gelmişti. Henüz doğru düzgün bir işi yoktu. Tüm enerjisini iyi bir iş bulmaya harcıyordu. “Böyle şeyler”le uğraşmak aklının ucundan bile geçmiyordu. Bir taraftan kızı “dikizlerken” bir taraftan da annesini düşünüyordu. Acaba kızı beğenecek miydi? Tamam belki biraz süslü püslüydü. Ama bugünkü tavırlarıyla böyle şeylere önem vermediğini açıkça belli etmişti. Bunu öğrendikten sonra annesinin de itiraz edeceği bir şey kalmıyordu. Önemli olan masrafları karşılamaktı. Acaba ne kadar masraf çıkardı. Anlaşılan karşı tarafın hali vakti yerindeydi. Ama ne olursa olsun erkek tarafının yapacakları belliydi. O konularda kırmızı çizgilerini çekmeliydi. Öyle içgüveysi gi

-İnecek var!

Kadın dolmuştan indi. Muammer camdan kadına bakakaldı. Dikiz aynasında artık şoför ve boş koltuk vardı.

Bir olur muydu atlas kumaşla kara çul? Elbet yollar ayrıldı bir gün, Her biri kendi yurduna gitti *

 

11.11.2007 Gürkan Caner Birer

*Mevlana